Okunmak İsteyen 7 Kitap

Üniversite öğrencilerinin başının derdi olan vize haftasını geçtiğimiz hafta atlattım binlerce şükür. Ondan öncesinde ise bir haftalık tatil vermiştim kendime. Memleket havasını alıp vizelerime koştum. Malumunuz blogumla da pek ilgilenemedim. Dolayısıyla içimde dert oluştu. Sanki bir koşuda geride kalmış gibi hissediyorum. Neyse ki yazma fırsatı bulup oturdum blogumun başına.

Kendime yeni kitaplar aldım. Onları okuma telaşı ve sevinci içerisindeyim. Bu yazımda da sevgili okurlarıma okumak üzere olduğum ve mutlaka okuyacağım kitaplarımı söylemek istiyorum. Çünkü yeni kitap arayışı içinde olan dostlar ve ya ismini bilip de konusunu merak eden dostlar var. Kısacık özetimle onlara hem bilgi vermek istedim. Hem de konusu belki okurumun ilgisini çeker ve aklının köşesine okumak için yerleştirir diye düşündüm. Nasıl güzel düşünmüş müyüm?

Evet bence de 🙂

  • Barış Tuna – Cennette Uzun Bir Kış

“Tesla’nın Kutusu” romanının ardından devam eden okuma faslı vizelerden sonra blog sözlük ’ün hediyesi, Barış Tuna’nın “Cennette Uzun Bir Kış” adlı romanıyla devam ediyor. Zengin ve tahsilli ailenin, yurtdışında okumuş, iki dil bilen, parlak ve hiçbir işte tutunamayan kızı. Delice planlarını hayata geçirmeden önce geçmişinden getirdiği o karanlık lekeyle yüzleşmeyi başarabilecek mi? Babasının bitmek bilmeyen dayakları ve annesinin “Her şeyi sizin için yaptım ve bakın şimdi ne haldeyim”leri arasında büyümüş, fakir semtin silik, çekingen, uslu delikanlısı. Aşk, geleneksel aile yapısı, din-mezhep ayrışmaları, sosyal sınıf problemleri bu romanda bir araya geliyor.

  • Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

Aşk her zaman hayatımızın kaçınılmaz bir ögesidir ve bazen öyle bir tutkuya dönüşür ki gözlerimiz başka bir şey görmez ve her şeye rağmen tutkularımızın peşinden gider hayatın içinde bir kuru yaprak gibi sürüklenip dururuz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına(?) dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.

  • Sir Arthur Conan Doyle – Sherlock Holmes Tuzak

Bu da bitanecik enişteciğimden çarptığım kitap. Onun kitapları değerlidir. Ama ablamın haberi var olduğuna göre sorun olmaz diye düşündüm. Bu yazımı okuyorsa da artık haberi var olacaktır. Dedektif olabilmek için öncelikle araştırmacı kimliğimizi çok iyi olması gerektiğini aktaran, şüpheci, çözümleyici, bir konuya pek çok bakış açısından bakan, insan psikolojisini iyi tanıyan, hayal dünyası geniş bir dedektif: Sherlock Holmes. Dedektif deyince aklınıza ilk gelen kişi Holmes olacaktır.

  • Andrew Gross – Kupa Valesi

Gazi Kitabevinden ders kitaplarımla birlikte badireler sonunda aldığım kitap. Çok büyük ilgi uyandırmıştı. Hala da öyle. Morro Körfezi uçurumunda cesedi bulunan genç bir çocuk. Ölümünün ardında yatan korkunç bir sır ve hayatı pahasına o sırrın peşine düşen bir cerrah. Geçmişe ait bir gölge çok daha ölümcül bir şekilde geri dönüyor.

“Kupa Valesi’ni bilir misin doktor? Bilsen iyi edersin.

  • Marcel Proust – Albertine Kayıp

Albertine Kayıp, tam da Mahpus’un gittiği yerden başlıyor: “Mademoiselle Albertine gitti!” Hizmetçi Françoise’ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree’yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı’ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik… Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar. Bakalım neler olacak.

  • Franz Kafka – Milenaya Mektuplar

Franz Kafka, Prag’da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská’dan öykülerini Çekçe’ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena’nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena’ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.
Kafka’nın Milena’ya Nisan 1920 tarihli ilk mektubunda yağmurlu bir günden söz ederek deyiş yerindeyse bir roman tadında başlattığı bu yazışmalar, yazarın ölümünden kısa bir süre öncesine değin süregiderken, ümitsizliğin, çaresizliğin ve tıkanışın anlatımına dönüşür. Çünkü Kafka’nın da dediği üzere, “Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları.”

  • Jane Austen – Aşk ve Gurur

Aşk ve Gurur, taşralı bir beyfendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Soyluluk ve servetten kaynaklanan “gurur” ile elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği “önyargı”, Darcy’yi mesafeli davranmak zorunda bırakır.

 

Umarım aklınızın bir köşesine yerleştirecek bir düşünce sunmuşumdur sizlere. Keyifli okumalar.

2 Yorum

  1. toz maskesi demiş ki:

    iyi bir yazar olmak iyi bir okuyucu olmaktan geçiyor demek

    12 Şubat 2017
    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir